Modern Doctor Who 4. Sezon İncelemesi

Selamlar FRPNet’in zaman ve uzay gezginleri. TARDIS’in frenlerini çekin, çünkü modern televizyon tarihinin en kusursuz inşa edilmiş, en dramatik ve en “geek” doyumuna ulaştıran sezonuna giriş yapıyoruz. Doctor Who evrenini konuşurken bazen objektifliği bir kenara bırakıp saf bir “fanboy” enerjisiyle yükselmek gerekiyor.

İşte 4. sezon tam olarak bunu hak eden bir sezon. Russell T. Davies’in (RTD) şovrunner koltuğundaki vedası olan bu 13 bölüm, adeta kusursuz bir progresif rock albümü gibi inşa edilmiş. Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon‘u veya bir King Crimson şaheseri gibi düşünün; eğlenceli ve hareketli ritimlerle, absürt notalarla başlıyor, ortalara doğru karanlık, sürreal sololar atıyor ve finalde kalbinizi söküp alan devasa kreşendoyla son buluyor.

Eğer Rose’un melodramından, Martha’nın karşılıksız aşkından yorulduysanız, derin bir nefes alın. Çünkü Chiswick’in en iyi geçici sekreteri, evrenin gördüğü en muazzam karakter gelişimi olan Donna Noble, TARDIS’in kapısından “Aşık” olarak değil, “Kanka” olarak giriyor.

Ve inanın bana, evreni dize getiriyor. Allons-y! Catherine Tate Donna Noble Bölümlere geçmeden önce Donna Noble gerçeğini masaya yatırmak zorundayız. Catherine Tate, İngiltere’nin en büyük komedyenlerinden biri ve diziye dahil olduğunda herkes “E bu kadın sırf komedi unsuru mu olacak?” diye düşünmüştü.

Ne büyük bir yanılgı! RTD, Donna karakterini öyle bir yazmış ki, şamatacı, bağırıp çağıran, sürekli itiraz eden kabuğun altında evrenin en empatik, en kırılgan ruhunu saklamış. Doktor’un “Zaman Lordu” kibrini, tanrısal yalnızlığını ve bazen acımasızlaşan kararlarını Donna kadar sert ve net bir şekilde yüzüne vuran başka kimse olmadı. “Sadece birini kurtar,” diyen oydu.

Doktor’u insanlaştıran oydu. S04E01 – Partners in Crime: Kusursuz Bir Komedi Tiyatrosu Sezon, saf bir İngiliz mizahıyla açılıyor. İnsanların yağlarından doğan küçük, sevimli (Adipose) yaratıkların dünyayı istilası… Ama bölümün asıl zekâsı, cinayet veya istila geriliminde değil; aynı ofiste birbirlerinden habersiz araştırma yapan Doktor ve Donna’nın, ofisin iki ayrı camından birbirlerini görüp harika pandomim sahnesini sergiledikleri anlarda saklı.

O sessiz sinema anı, aralarındaki kimyanın ne kadar muazzam olacağının müjdecisiydi. S04E02 – The Fires of Pompeii: Sabit Zaman Noktaları ve Vicdan Roma dönemine, Vezüv Yanardağı’nın patlamak üzere olduğu Pompeii’ye gidiyoruz. Bu bölüm sadece Peter Capaldi ve Karen Gillan’ı aynı ekranda (farklı rollerde) görme şoku yaşatmasıyla efsane değildir.

Bu bölüm, Doktor’un kuralları ile vicdanı arasındaki devasa uçurumu anlatır. Sabit zaman noktaları değiştirilemez, evet. Pompeii yanmalıdır. Ama Donna’nın o yıkımın ortasında gözyaşları içinde Doktor’a “Hepsini kurtaramazsın biliyorum, ama en azından bir kişiyi kurtar,” diye yalvardığı sahne, dizinin duygusal zirvelerinden biridir.

S04E03 – Planet of the Ood: Karlar Altında Bir Özgürlük Blues’u Kapitalizm, kölelik ve insanlığın bitmek bilmeyen sömürü arzusu… Ood Küresi’ne indiğimizde, o barışçıl, telepatik kovan zihniyetine sahip yaratıkların lobotomiyle nasıl “hizmetkârlara” dönüştürüldüğünü izliyoruz.

Bölümün sonundaki o hüzünlü özgürlük şarkısı, gerçekten insanın içine oturan bir blues parçası hissiyatı veriyor. İnsanlığın, sırf daha rahat yaşamak için gözlerini ne kadar kapatabileceğini harika bir bilimkurgu alegorisiyle yüzümüze çarpıyor. S04E04 & S04E05 – The Sontaran Stratagem / The Poison Sky: Savaşçı Patatesler Martha Jones, UNIT’in medikal subayı olarak geri dönüyor!

Klasik serinin militarist patates kafaları Sontaranlar, dünyayı egzoz dumanlarıyla zehirlemek için atmosfere müdahale ediyor. Saf aksiyon, bolca patlama, UNIT’in o askeri operasyon havası… Doktor’un gaz maskesini takıp “Are you my mummy?” esprisini patlattığı o saniyelik sekans bile bölümü sevmek için yeterli.

S04E06 – The Doctor’s Daughter: Savaşın Çocuğu Sadece yedi gün süren ama nesiller boyu klonlanarak devam eden, absürtlüğün sınırlarında bir savaş. Doktor’un DNA’sından klonlanan “kızı” Jenny ile tanışıyoruz. Bu bölümün kalbi, Tennant’ın oyunculuğunda atıyor. Silahı, kızını vuran adama doğrultup o tetiği çekmediği, namluyu indirip “Asla!

Bir daha asla! O kurşunlarla dünyalar inşa edemezsiniz!” diye kükreyerek pasifizmini evrene haykırdığı sahne, “Doktor kimdir?” sorusunun en net cevabıdır. S04E07 – The Unicorn and the Wasp: Agatha Christie ve Cinayet Sezonun karanlık sulara girmeden önceki son nefes alma durağı.

İngiliz kırsalında, 1920’lerin o klasik Agatha Christie malikanelerinden birinde işlenen bir cinayet ve dev bir yaban arısı! Klasik bir “Katil kim?” (Whodunnit) konseptinin bilimkurguyla harmanlandığı, diyalogların ve durum komedisinin tavan yaptığı harika bir macera.

S04E08 & S04E09 – Silence in the Library / Forest of the Dead: Steven Moffat’ın Labirenti İşte geldik beynimizin yandığı o iki bölüme! Evrenin en büyük kütüphanesi, karanlıkta yaşayan piranalar (Vashta Nerada) ve kendi zaman çizgisi Doktor’la ters akan gizemli River Song… Steven Moffat yine yaptı yapacağını.

Bu bölümler, özellikle Donna’nın veri çekirdeğinde hapsolduğu ve sahte bir hayat yaşadığı o gerçeküstü, atlamalı rüya sekanslarıyla resmen bir David Lynch filmi gibi hissettiriyor. O tekinsiz atmosfer, kimlik karmaşası, “spoiler” kavramının kalbimizi kırdığı muazzam son… Televizyonculuk budur abi!

S04E10 – Midnight: İnsanlığın Karanlık Yüzü (Kusursuz Bir Bottle Bölüm) Bir “bottle film” (tek mekân) aşığı olarak söylüyorum: Midnight, modern Doctor Who’nun en iyi yazılmış bölümlerinden biridir. Uzay gemileri yok, Dalekler yok, devasa patlamalar yok. Işıksız, kilitli bir tur otobüsünün içindeyiz.

Dışarıdan bir şey içeri sızıyor ve sadece konuşulanları tekrar ediyor. Bu kadar! RTD, sadece diyalogları ve kitlesel paniği kullanarak inanılmaz bir psikolojik gerilim yaratmış. Doktor’un her zaman kullandığı o “konuşarak durumu çözme” süper gücünün ilk defa işe yaramadığı, aksine onu ölüme götürdüğü o korkunç anlar… İnsan doğasının cehalet ve korku anında ne kadar canavarlaşabileceğini izlemek harikaydı.

S04E11 – Turn Left: Sağdan Değil, Soldan Dönseydik? Paralel evren konseptinin en depresif hali. Donna geçmişte arabayla sağa dönmek yerine sola dönmeyi seçseydi evren ne hale gelirdi? Cevap: Distopya. Doktor ölüyor, dünya defalarca felaketler yaşıyor, uzaylılar Londra’yı yerle bir ediyor, mülteci kampları kuruluyor.

O kadar karanlık, o kadar ağır bir atmosferi var ki, izlerken nefesiniz daralıyor. Rose Tyler’ın paralel evrenden geri dönüşü ve Donna’ya fısıldadığı o efsanevi iki kelimeyle sezon finalinin pimi çekiliyor: “Bad Wolf”. S04E12 & S04E13 – The Stolen Earth / Journey’s End: Epik Bir Veda Marvel sinematik evreni “Avengers”ı yapmadan yıllar önce, RTD bize televizyon ekranlarında o Avengers hissini yaşattı.

Bütün yol arkadaşları (Rose, Martha, Jack Harkness, Sarah Jane Smith), K9, Mickey, Jackie… Hepsi aynı ekranda. Daleklerin yaratıcısı Davros’un dünyayı diğer gezegenlerle beraber kaçırması. Doktor’un rejenerasyon enerjisini eline aktarıp Yarı İnsan Doktor yaratması, Davros’un “Ruhunun karanlığını biliyorum Doktor, sen insanları silaha dönüştürüyorsun” tiradı… Her saniyesi efsane.

Mickey geldi oley be. Ve o final… “DoctorDonna”nın doğuşu. İnsan beyninin bir Zaman Lordu zihnini taşıyamayacağı gerçeği. Evreni kurtaran kadının, o inanılmaz potansiyelin hayatta kalabilmek için her şeyi unutmak zorunda olması. Doktor’un, Donna’nın hafızasını zorla sildiği o sahne, televizyon tarihinin en zalimce yazılmış dramlarından biridir.

Evrenin en önemli kadını, az önce tüm gerçekliği kurtardığını unutarak sıradan, biraz sinirli ve boş bir hayata geri döner. Doktor, Londra yağmurunun altında, tek başına kalır. TARDIS’in Kapıları Kapanırken Doctor Who 4. Sezon, karakter gelişiminin, felsefi altyapının ve bilimkurgu absürtlüklerinin en mükemmel dengede olduğu bir başyapıttır.

Donna Noble karakteri, hepimize içimizdeki gizli potansiyeli hatırlatırken, Doktor’un karanlık taraflarıyla da yüzleşmemizi sağladı. Russell T. Davies, bu sezonla birlikte çıtayı öyle bir yere koydu ki, sonrasında gelenler hep bu dönemin naif ama devasa ruhunu aradı.

10. Doktor’un özel bölümlerle gelen o uzun ve hüzünlü vedasına geçmeden önce, bu şaheseri sindirmek gerekiyor. TARDIS buralarda kalmaya devam edecek. Bol bol dizi ve film konuşacağımız yeni incelemelerde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın evren yolcuları! Modern Doctor Who 4.

Sezon İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir